Türkiye’nin Pozisyonu, NATO Dengesi ve Olası Göç Senaryosu
İran-İsrail savaşı sürerken Ankara’nın pozisyonu, bölgesel dengeler açısından yakından izleniyor. Uzmanlar, Türkiye ile İran arasında son yıllarda sürdürülen diplomatik temasların ve ekonomik iş birliği kanallarının, Tahran’ın Ankara’ya yönelik doğrudan bir misilleme ihtimalini zayıflattığını vurguluyor. Özellikle iki ülke arasındaki enerji ticareti, sınır güvenliği koordinasyonu ve bölgesel dosyalardaki diyalog mekanizmaları, gerilimin Türkiye’ye sıçramasını engelleyici unsurlar olarak değerlen
Türkiye, savaşın ilk gününden itibaren dengeli ancak eleştirel bir tutum benimsedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Şubat’ta yaptığı açıklamada hem ABD ve İsrail’in saldırılarını hem de İran’ın misillemelerini eleştirerek diplomasi çağrısında bulundu. Erdoğan, “Sağduyu ve aklıselim hakim olmaz, diplomasiye alan açılmazsa bölgemiz bir ateş çemberine sürüklenme riskiyle karşı karşıyadır” sözleriyle çatışmanın bölgesel savaşa dönüşme tehlikesine dikkat çekti. Ankara’nın önceliğinin gerilimi düşürmek ve diplomatik kanalları açık tutmak olduğu vurgulandı.
Türkiye açısından en kritik başlıklardan biri, NATO üyeliğinin getirdiği güvenlik şemsiyesi. Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) Başkanı Sinan Ülgen, olası bir İran saldırısının NATO’nun Beşinci Maddesi kapsamında değerlendirileceğini belirtiyor. Bu maddeye göre ittifak üyesi bir ülkeye yapılan saldırı, tüm üyelere yapılmış sayılıyor ve ortak savunma mekanizması devreye giriyor. Ülgen’e göre İran’ın Türkiye’yi hedef alması, yalnızca Ankara ile değil, tüm NATO ülkeleriyle doğrudan karşı karşıya gelmesi anlamına gelir. Bu nedenle Tahran’ın Türkiye’ye yönelik doğrudan bir askeri hamle yapma ihtimali düşük görülüyor.
Aynı değerlendirmeyi İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) uzmanları da paylaşıyor. Tahran’ın mevcut savaş koşullarında yeni bir cephe açmak istemeyeceği, özellikle askeri kapasitesi güçlü ve caydırıcılığı yüksek bir NATO ülkesine karşı provokatif bir adım atmaktan kaçınacağı ifade ediliyor. Uzmanlara göre İran, mevcut cephelerde yoğunlaşmayı tercih edecek ve çatışma alanını daha da genişletecek adımlardan uzak duracaktır.
Bu tartışmaların merkezinde Türkiye’deki ABD ve NATO bağlantılı askeri tesisler de bulunuyor. Özellikle İncirlik Hava Üssü ve Malatya’daki Kürecik Radar Üssü kamuoyunda sıkça gündeme geliyor. Ankara, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında Türk hava sahasının ya da bu üslerin kullanılmadığını net bir dille açıkladı. Resmi makamlar, Türkiye’nin tarafı olmadığı hiçbir çatışmada hava sahasını veya askeri tesislerini operasyonel amaçla kullandırmadığını vurguladı.
İlgili Haberler
İncirlik Üssü’nün mülkiyetinin Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olduğu ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolünde bulunduğu özellikle hatırlatılırken, Kürecik Radar Üssü’nün ise NATO’nun erken uyarı sistemi kapsamında faaliyet gösterdiği ifade ediliyor. Ankara, Türkiye’yi çatışmanın doğrudan tarafı gibi gösteren iddiaların dezenformasyon niteliği taşıdığını belirtiyor.
Savaşın Türkiye’ye olası etkileri arasında en çok tartışılan başlıklardan biri ise göç riski. Türkiye ile İran arasında 534 kilometrelik bir sınır bulunuyor. Çatışmaların tırmanmasının ardından iki ülke 2 Mart itibarıyla karşılıklı olarak yolcu geçişlerini geçici süreyle durdurduklarını açıkladı. Bu adım, sınır güvenliğinin artırılması ve olası düzensiz hareketliliğin önlenmesi amacıyla atıldı.
Uzmanlara göre kısa vadede kitlesel bir göç dalgası ihtimali düşük. Irak ve Suriye örneklerinde olduğu gibi büyük bir mülteci akınının yaşanabilmesi için İran’da iç savaş ya da merkezi otoritenin ciddi biçimde zayıflaması gibi koşulların oluşması gerektiği belirtiliyor. Mevcut tabloda ise İran’da devlet yapısının kontrolü sürdürdüğü ve iç güvenlik mekanizmalarının işlediği değerlendiriliyor.
Dolayısıyla Türkiye açısından en kötü senaryo, İran’da istikrarsızlığın derinleşerek sınır bölgelerine kitlesel bir nüfus hareketi yaratması olarak görülse de, uzmanlar bu ihtimali şu aşamada uzak değerlendiriyor. Ankara’nın hem diplomatik girişimleri sürdürmesi hem de sınır güvenliğini sıkılaştırması, Türkiye’nin bu krizden doğrudan etkilenmemesi için atılmış önleyici adımlar olarak yorumlanıyor.![]()
Genel tabloya bakıldığında Türkiye, İran-İsrail savaşında doğrudan taraf olmadan, diplomasi ve caydırıcılık dengesini korumaya çalışan bir strateji izliyor. NATO üyeliğinin sağladığı güvenlik çerçevesi ve Tahran’la sürdürülen ilişkiler, Ankara’nın çatışmanın dışında kalma politikasının temel dayanakları olarak öne çıkıyor.


