Kemikte Saklı Sanat Gravürün Son Ustası
Bir Ömürlük Sanat: Ayhan Kabaoğlu’nun Deve Kemiğine İşlediği Hat ve Minyatürler 1964 doğumlu gravür, minyatür ve hat sanatçısı Ayhan Kabaoğlu, 1980’li yılların başından bu yana deve kemiği üzerine işlediği minyatürlerle unutulmaya yüz tutmuş bir sanatı yaşatmaya çalışıyor.
Kabaoğlu “1980’lerin başında deve kemiğinin üzerine gravür minyatür çizmeye başlanıldı. Minyatür ve hat zaten bizim çok eski sanatlarımızdan ama amacı pek bilinmeyen sanatlar. Biz de bunu gelecek nesillere sevdirip saydırmak için daha popüler hale getirmeye çalıştık.” Dedi
Sanatçının çalışmaları yalnızca süs eşyası olarak değil, gündelik kullanım eşyalarına da dönüşüyor. Kabaoğlu, “Kemik kutuları yaptık, günlük kullanımda olsa bile duvarına asabilsin diye tablo olarak da yaptık. Tek elinin altında olsun diye şekillendirdik ve bugünlere taşıdık,” dedi.
Deve kemikleri ise Ege’de deve sucuğu üretimi yapan kasaplardan temin ediliyor. Kabaoğlu, “Biz gideriz, keseriz, kaynatırız, atölyemizde şekil vererek temizleriz, zımparalarız, boyarız, üzerine gravürümüzü atarız ve satışa sunarız,” diyerek el emeğine dayalı olduğunu vurguluyor. Her bir eserin fiyatı ise işçiliğine göre değişiyor. Fiyatlar ise 1000 TL’den başlıyor.
Tam 50 yılını resme, 45 yılını ise kemik üzerine işlediği bu sanata adadığını belirten Kabaoğlu, sanatçılar için maddi imkanların yetersizliğine de dikkat çekiyor: “Sanatçı olarak bir yer tutma şansımız yok maddi açıdan. Ancak belediyeler davet ettiğinde sanatımızı yaşatmak için kazanabiliyoruz. Bu sanatın ömrü ise sonsuz çünkü boya kemiği emiyor. Kemik, doğada ölmez; erimez, yok olmaz.”
Ancak asıl üzücü olan, bu kıymetli sanatın artık devam ettirilememesi. Kabaoğlu, çırak bulamamanın zorluğunu şöyle dile getiriyor: “Ben bu yaşa geldim, çırak yetişmiyor. Zor olduğu için yetişmiyor. Anlaşılmadık, sanatçı olarak kendimizi anlatamadık bu memlekette. Arkası yok, benden sonrası yok, bu sanat bitti. Eskiden öğretirdik, kutuları verdik, resim öğrettik ama maddi getirisi olmadığı için kimse devam ettirmedi. Herkes memur olup sabah gidip akşam dönmenin peşinde.”
Minyatür sanatının kökenlerine de değinen Kabaoğlu, mağara resimlerinden Osmanlı’ya uzanan geleneği yaşatma gayretinde: “Geçmişi biraz merak ettiğim için yaşatmaya çalıştım bu gravür mesleğini. 1400-1500’lü yıllarda Avrupalı ressamlar İstanbul’a gelip onun siluetini gravürle çiziyorlardı. Bir sanata girip de çıkmak mümkün değil. Biz de çıkamadık.”


